HOŞGELDİNİZ...
27 Mart 2007 Salı
Duygusal Zekâ Hakkındaki Çıplak Gerçek
Hande geçtiğimiz gün ofise geldiğinde, kendini gayet iyi hissediyordu. Bütün neşesi, patronunun, daha önce yazdırdığı bir mektubun ilk taslağındaki basit bir dizgi hatasına aşırı sinirlenmesiyle yok oluverdi. Kızgın patron, yüzü kıpkırmızı olmuş halde, mektubu Hande’nin masasının üzerine fırlattı ve şöyle dedi: “Bu ne kepazelik Hande? Bu müşterinin ne kadar önemli olduğunun farkında değil misin? Böyle bir dikkatsizliğin yazışmalarımda olmasına izin veremem ve sen bunu biliyorsun!”
Büyük bir umutsuzluğa kapılan Hande, iskemlesini geriye itti, ayağa kalktı ve gözyaşları içinde ofisi terk etti. Kendini tamamen korumasız ve saldırıya uğramış hissetti. Kızgınlık ve diğer çalışanların önünde aşağılanmış olmanın acısı, tüm benliğini sardı.
Bu durum, size tanıdık geliyor mu? İç ve dış patlamaların işyerinde, evde, yolda ve en beklenmedik anlarda olması gayet yaygındır. Böyle bir olay, bizim duygusal zekâ yokluğu olarak adlandırdığımız kavrama örnek oluşturur. Ve insan yaşamında yıkıcı, değiştirilemeyecek bir dönüm noktası olabilir. Özellikle de işin içinde çok sevdiğiniz insanlar varsa.
Duygusal zekâ sözcükleri, çoğumuzu heyecanlandırır. Hepimizin gerçekte ne olduğunu ya da nasıl geliştiğini bilmeden arzuladığı yararlı bir şeydir. Bugünlerde, duygusal zekâyı, daha çok bizi başarılı ve başka insanların gözünde popüler kılan bir dizi özellik olarak değerlendiriyoruz. Duygusal zekâ ile özdeşleştirdiğimiz özellikler ya da “çarpıcı vasıflar”, iyimser, ısrarcı, sıcak, takım oyuncusu, hedef odaklı, vb. olarak sıralanıyor. Bu iyi bir liste; ama burada sayılan özellikleri gerçek yaşamda ve ilişkilerde, ne kadar süreyle olursa olsun, kazanmak ve korumak zor. Kişi bu özellikleri nasıl kazanır? Bu harika vasıfları denemeyi ve edinmeyi öğrenmek için çalışanlara ve öğrencilere yönelik eğitim sınıfları vardır.
Hande’nin durumunu yakından incelersek, kaderini belirleyecek o gün işe geldiğinde, muhtemelen bu özelliklerin çoğunu taşıdığını görürüz. Ne yazık ki, bu özellikler, patronunun duygusal patlamasıyla karşılaştığında hızla yok olmuştur. Duygusal zekânın, en uygun özelliklerden oluşan bir liste olduğu fikrini benimsersek, insanların, bu parlak özelliklere sahipmiş gibi davranmanın zorluğu karşısında çabuk pes etmelerinin nedenini anlayabiliriz.
Duygusal zekâ hakkındaki bariz gerçek şu ki bu kavram, takdire şayan özelliklerin güncel bir listesinden fazlasını ifade eder. Duygusal zekâ, bebeklikten yetişkinliğe kadar geçen sürede zamanla gelişen zihinsel yetenekler grubudur. Bu zihinsel yetenekler, güçlü duygusal dürtülere düşünmeden tepki vermeyi geciktirmenizi ve durumla başa çıkmak için aklınızı kullanmanızı sağlar. Duygusal zekâ, akşamdan sabaha ya da bir eğitim sınıfına katılarak kazanılmaz. Çoğu durumda yetişkinler, onları duygusal zekâya ulaştıracak temel zihinsel yetenekleri güçlendirmek ve uygulamak için tutarlı bir biçimde çalışmalıdırlar. Hepimiz duygusal zekâ konusunda “yarı mamul” konumundayız. Uygulanması gereken ve bebeklikten itibaren gelişen zihinsel yetenekler, yaşamın sabit duygusal döngüsüyle başa çıkmak açısından en önemli “özellikler”dir.
Duygusal zekânın güzel yanı, dört temel yeteneğin bebekte ve küçük çocukta gelişimini izlemektir. Bebek, yeni yürümeye ya da konuşmaya başlamadan önce, örneğin düşünmeden tepki vermesini geciktirecek becerileri çoktan geliştirmiş olacaktır. Bu süreçteki bir kilometre taşı, bebeğin, insan yüzünü ve sesli ifadeleri tanıma ve önemini takdir etme becerilerinin gelişmesidir. Yüzlere bakmak ve ses tonlarını dinlemek, böyle doğal bir kapasite gibi görünür. Ama bu beceri, diğer birçok beceri gibi, ebeveynler tarafından teşvik edilmelidir. Bu sayede, ani tepkilerin önünde devasa bir engel olarak gelişir. Çocuk, yüzlere uzun uzun bakarken ve sesleri dinlerken, duygusal bilgiyi işlemek için o saliseyi kullanır.
Yetişkinler olarak, birinin yüzündeki duygusal ifadelere bakmak ve sesindeki duygusal tonu duymak için zaman ayırdığımızda, o nanosaniyede, bir davranışta bulunmadan ya da yanıt vermeden önce bu bilgiyi nasıl kullanacağımızı anlayabiliriz.
Bu dikkat dağıtıcı ve endişe verici dünyada, içe ya da dışa patlamamak için, mümkün olduğunca çok nanosaniyeye ihtiyacımız var. Yüz ve ses tanıma becerisinin körelmesine izin verirsek, başımız sıkıştığında veryansın etmeye ya da teslim olmaya daha eğilimli oluruz.
Gelişme halindeki duygusal zeka, öğrenmemiz ve gençlere öğretmemiz gereken şeydir. Duygusal zekayı güçlendiren yetenekler hakkında öğrenilecek daha çok şey vardır ve bu konu hakkında çok sayıda araştırma yapılmıştır. Nöroloji, Psikoloji, Rehabilitatif Tıp, Pediatri ve Geriatri bültenlerinde, ilgili çalışmalar, onlarca istatistiği inceleme yetisi ve sabrı olanlara sunulmaktadır.
Sizi duygusal zeka alanında bilgi edinme ve kendi mükemmel yeteneklerinizi geliştirme sürecine başlamaya davet ediyoruz.
Geri Dön > Ana Sayfa > Kişisel Gelişim >
24 Şubat 2007 Cumartesi
Kendi Kendine Gizli Sabotajı 10 Adımda Bulun ve Durdurun

Yazar: Guy Finley
Az bilinen ve çoğu zaman inkâr edilen bir gerçek var ki insanlar size sizin gizlice istediğiniz biçimde davranırlar. Başkalarının size nasıl davranacağını belirleyen sessiz talebiniz, karşılaştığınız herkesi kapsar ve herkes tarafından algılanır.
İçinizdeki görünmeyen yaşam nedir? Herhangi bir insan ya da olay ile karşılaştığınızda, görünmeye çalıştığınız şeklin tersine, esas hissettiklerinizdir.
Başka bir deyişle, içinizdeki görünmeyen yaşam, gerçek içsel durumunuzdur. Herhangi bir sözcük alışverişi olmadan çok önce, başkalarıyla iletişim kuran iç halinizdir. Sizinle karşılaşan biri, önce iç benliğinizden gelen bu sessiz işaretleri algılar. Bu noktadan itibaren, söz konusu işaretlerin okunmasıyla, ilişkinin temeli oluşur. Ne zaman iki insan karşılaşsa perde arkasında süren bu görünmez diyalog, genel olarak “birbirini tartmak” olarak algılanır.
Genellikle, önümüzde bir güç olarak duran ve başkalarını da etkilemeye çalışan, keşfedilmemiş bir zayıflık tarafından kendimize karşı davranmaya zorlanırız. Bu, kendi kendine gizli sabotajdır. Bir torpilin, vurduğu gemiyi harap etmesi gibi, bu sabotaj da kişisel ve iş ilişkilerimizde dibe vurmamıza neden olur.
Kontrol etme ya da baskın çıkma ihtiyacı duyduğunuz, böylece “istediğiniz” biçimde muamele göreceğinizi umduğunuz herhangi bir kişi, her zaman sizi kontrol edecek ve size davranışları buna göre olacaktır. Neden? Çünkü, herhangi bir istekte bulunduğunuz bir kişi, psikolojik açıdan düşünürsek, her zaman gizlice sizi kontrol eder.
Hiç kimse durup dururken bir başkasına göre daha güçlü ya da üstün olma isteği duymaz. Ancak içinde diğer kişiye göre daha zayıf ya da yetersiz olduğunu gizliden gizliye hisseden bir ruhsal karakter varsa, bu olabilir.
Başka bir kişinin önünde güçlü görünmek için yaptığımız her hareket, aslında o kişi tarafından bir zayıflık olarak algılanır. Bu tespitten şüphe duyuyorsanız, kendi ilişkilerinize ait eski etkileşim ve sonuçları gözden geçirin. Genel kural şudur; başkalarının saygısını kazanmak için ne kadar çok uğraşırsanız, kazanma şansınız o kadar azalır.
Öyleyse, iş başındaymış gibi görünmek amacıyla davranış kalıp ya da tekniklerini öğrenerek başkalarının size karşı muamelelerini değiştirmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Güçlü olmaya çalışmaktan vazgeçin. Bunun yerine, kendinizi zayıf davranmak üzereyken yakalayın. Bu garip talimata çok şaşırmayın. Kısa bir açıklama, bu önerinin akılcı yanını ortaya çıkaracaktır. Aşağıda, başkalarıyla ilişkilerinizi güçlendirdiğinizi sanarak yanılgıya düştüğünüz ve büyük ihtimalle kendinizi gizlice sabote ettiğiniz durumlara 10 örnek sıralanıyor:
1. Bir kimsenin gözüne girmek için ona yaltaklanmak
2. Birinin iyiliği için zoraki ilgi göstermek
3. Ortamı yumuşatmak için önemsiz şeyler söylemek
4. Birinin sözünden çıkmamak
5. Birinin onayını almaya çalışmak
6. Birinin size kızgın olup olmadığını sormak
7. Nazik bir sözcük aramak
8. Birini etkilemeye çalışmak
9. Dedikodu yapmak
10.Başkalarına kendiniz hakkında açıklama yapmak
Bir dahaki sefer yukarıdaki davranışlardan herhangi birine teslim olmak üzere olduğunuzu hissettiğinizde, kendinize hızlı ve basit bir iç test uygulayın. Bu test, kendinizi sabote etmenize neden olabilecek, keşfedilmemiş zayıflıkları arayıp bulmanıza ve yok etmenize yardımcı olacaktır.
Ne yapmalısınız? Bir baskı kontrolü yapın.
Nasıl yapacaksınız?
Uyanık davranın ve yapmak üzere olduğunuz açıklamanın ya da size sorulmadan vermek üzere olduğunuz yanıtın gerçekten istediğiniz şey olup olmadığını anlamak için, kendi içinizde ruh halinizi hızla gözden geçirin. Yapmazsanız oluşabilecek açıklanmamış bir sonuçtan korktuğunuz için mi konuşmaya yeltendiniz?
İçten içe bir baskı hissettiğinizi bilmek, şu gerçeğin kanıtıdır: Açıklamanın, yaltaklanmanın, etkilemenin, gevezeliğin ya da içsel baskıyla yapmaya zorlandığınız ve kendi kendini sabote etmeye yönelik herhangi bir hareketin temelinde siz değil, bir tür korku vardır.
Kendinizi kapıp koy vermenizi salık veren bu baskıyı hissettiğiniz her an, onun taleplerine teslim olarak baskıyı ortadan kaldırmayı, kibarca ama kararlı bir biçimde reddedin. Siz kanıp fırsat vermedikçe korkunun hiçbir söz hakkı olmadığını bilirseniz, başarıya daha çabuk ulaşabilirsiniz. Dolayısıyla, sessiz kalın. Bilinçli sessizliğiniz, kendi kendine sabotajı durdurur.
Özel Özet: Yaşamınızın her anında, ya kendinizi yönetirsiniz ya da yönetilirsiniz.
21 Şubat 2007 Çarşamba
Tenkitçi İnsanlarla Geçinmek

Hepimiz zaman zaman tenkitçi insanlarla başa çıkmak zorunda kalırız. Bilirsiniz, odanın bir ucundan ötedeki çatlağı görüveren, istenmeyen öğütler veren, sık sık şikâyet eden ve yargıda bulunan, negatif olan ve memnun etmesi imkânsız görünen insan tipi…
Hepimiz tenkitçi olabiliriz. Her gün, çevremizde olup biten her şeyi bilinçli ya da bilinçsiz olarak eleştiririz. Ne yazık ki, bazı insanlar çoğumuzun kendimize saklamayı öğrendiğimiz düşünceleri dile getirme eğilimi içindedirler. İşler istediğimiz gibi gitmeyince ya da hiç tadımız yoksa tenkitçi olmak kolaydır. Doğrudur; bedbaht insanlar, bedbaht şirketleri tercih ederler. Tenkitçi insanlar, aynı negatif tavırları paylaşan insanların yanında kendilerini daha iyi hissederler. Diğer insanların eleştirel özellikleriyle nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek için zaman harcamadan önce, kendimizi kontrol altına aldığımızdan emin olalım.
Özellikle birlikte yaşıyor, çalışıyor ya da aynı kulübe gidiyorsak, tenkitçi biriyle geçinmek son derece zor olabilir. Tenkitçi insanlarla daha iyi geçinmenizi sağlayacak 10 ipucunu aşağıda bulabilirsiniz:
1. İnsanları neyin tenkitçi yaptığını anlamaya çalışın.
Kırıcı insanlar, her zaman kırıcı davranırlar. Pek çok tenkitçi, daha çocukken eleştiriye maruz kalmıştır ve pozitif bir ortamda yetişmediğinden, güven ve sağlıklı kimlik hissini geliştirmemiştir. Kendilerini küçük görmeye eğilimlidirler ve sonuç olarak, hem kendileri hem de başkaları için belirledikleri gerçekçi olmayan standartlara ulaşmaya çalışırken, kendilerini
(genellikle sinirli olsalar da) çok iyi hissederler. Tenkitçi insanlar, sıklıkla, diğer insanları küçümseyerek kendilerini daha iyi hissetme ihtiyacıyla motive olurlar. Onların motivasyonunu anlamak, empati ve şefkat -tenkitçi insanlarla geçinmenize yardımcı olacak iki nitelik- duymamıza yardımcı olabilir.
2. Kurunun yanında yaş da yanmasın.
Tenkitçi insanlar, diplomasi ve nezaketten yoksun olsalar da insan ve durumlar hakkında doğru tespitlerde bulunma yetisine sahiptirler. Duyduklarınızı fazla önemsememeyi tercih edebilirsiniz; ama ne dediklerini dikkatle dinleyin; çünkü mesajın keskin çizgileri altında genellikle değerli bir bilgi saklıdır.
3. Sizi eleştirenle yüz yüze gelmeye istekli olun.
Kişilerarası sorunlarla yüzleşmek kolay değildir; ama genel olarak, en iyi yaklaşımdır. Yaşamınızdaki tenkitçiye, sizinle etkileşimde bulunma biçimi hakkında ne hissettiğinizi söylemeye istekli olun. Bu, değişimi garantilemez; ama fikir ve hislerinizi ifade ederek, kendi duygu ve davranışlarınızı daha iyi yönetebilirsiniz. Duyguların ifadesi, acı hissetme ve dolayısıyla pişmanlık duyacağınız şeyleri yapma ya da söyleme ihtimalinizi azaltır.
4. Eleştiriye değil, gerçeğe odaklanın.
Biri sizi tenkit ederse, eleştirinin üzerinde durma isteğiyle mücadele edin. Mesajdan çıkaracağınız bir ders varsa çıkarın; ama sonra yolunuza devam edin. Negatif yorum üzerinde düşünmek yerine, sahip olduğunuz beceri, yetenek ve güçlü yanlara odaklanın.
5. Tenkitçi insanla paylaştığınız şeye dikkat edin.
Kendiniz ya da bir başkası hakkındaki kişisel ya da önemli bilgileri bir tenkitçiyle paylaşmak, her zaman akıllıca olmayabilir. Bu tür bir bilgi vermek, dertsiz başınıza dert almaktır; çünkü tenkitçi insanlar, genellikle olayları bağlamından koparır, bilgileri yanlış yorumlar ya da abartır ve fikirlere negatif yorum katarlar. Neyi açıklayıp neyi açıklayamayacağınızı ayırt etmeyi öğrenin. Şüphede kalırsanız, paylaşmayın.
6. Başkalarını eleştirmekten kaçının.
Tenkitçi birinin yanındaysanız, başkalarını eleştirme tuzağına düşmek kolay olabilir. Eleştiriye katılmak, yalnızca tenkitçi kişinin kafasındaki davranışı doğrulamaya yarar ve dedikoduya geçiş çok yakındır. Bugün eleştiri bir başkası hakkındadır; yarın size yöneltilebilir.
7. Tenkitçi insanlarla geçirdiğiniz zamanı kısıtlayın.
Tenkitçi biriyle geçirdiğiniz zamanı sınırlamakta fayda var. Bu kişiler eşiniz, ebeveyniniz ya da patronunuz ise bunu yapmak elbette zor olabilir. Ama, onlarla etkileşim düzeyinizin kısmen sizinle yapıcı ve uygun bir biçimde iletişim kurma isteklerine bağlı olduğunu bilmelerini sağlamak, sizin için daha hayırlıdır. Tenkitçi kişi eşinizse, profesyonel bir evlilik danışmanından
destek almak fayda sağlayabilir.
8. Tenkitçi insanlara tepkinizi kontrol edin.
Eleştiriye nasıl yanıt verdiğinize çok dikkat edin. Kızgınlık, incitme ya da gözdağı ile tepki verirseniz, eleştirel davranışı teşvik edersiniz. Tenkitçi insanların, alıştıkları biçimde davranma isteklerinin temelinde, genellikle diğer insanlarda uyandıracakları tepkiler yatar. Aşırı tepki vermemeyi öğrenirseniz, tenkitçi kişi büyük ihtimalle, tepki verecek bir başka kişiye
yönelecektir.
9. Tenkitçi kişinin ihtiyaçlarını anlamaya çalışın.
Tenkitçi bir kişinin duygusal “benzin deposu” genellikle çok az doludur. Eleştiri, bazen içsel bir ihtiyacın dışavurumu olabilir; bu genellikle kendini değerli ve önemli hissetme ihtiyacıdır. İçten bir iltifatın, tebriğin ya da ilgi gösterisinin ilişkinizi nasıl geliştirdiğini görmek şaşırtıcı olabilir.
Duygusal benzin depoları tam dolu olan insanlar, başkalarına kötü davranma ihtimali en düşük olanlardır.
10. Gerçekçi beklentilere sahip olun.
Tenkitçi insanlar bir gecede değişmezler. Olumlu yönde ilerleme gösterseler bile zaman zaman, özellikle de stres altındayken, eski yöntemlerine başvurmak isteyebilirler. Gerçekçi beklentiler, etkileşimlerinizi yönlendirmenize yardımcı olacak ve büyük ihtimalle daha sağlıklı bir ilişkiyle
sonuçlanacaktır.
Beyniniz “Bellek Dolu” Mesajı mı Veriyor? Sabit Sürücüsünde Yer Açmanın 5 Yolu
Aydan, şirketin yeniden yapılanmasında, proje ekibine liderlik etmekle görevlendirilmişti. Ekiple ilk toplantısında, departman yöneticileri arasındaki görev paylaşımını ve son teslim tarihlerini aktardı. İşte tam o anda, Aydın’ın herhangi bir not almadığını fark etti. Aydın’ın, konusunda uzman biri olduğunu biliyordu. Projenin önemi göz önüne alındığında, bu ilgisiz davranış onu endişelendiriyordu.
Toplantının ardından, Aydın’ı bir kenara çekti. “İşini nasıl yapman gerektiğini söylemek istemiyorum; ama sana verilen görevlerin hiçbirini not almadığını fark ettim,” dedi. Aydın, başına işaret ederek “Merak etmeyin; hepsi burada,” diye yanıt verdi. Aydan, pek ikna olmamıştı: “İyi güzel de hafızanı yitirirsen ne olacak?”
Hafızanızı yitirmeyebilirsiniz belki. Peki, son günlerde, zihinsel olarak “bellek dolu” mesajını biraz daha sık alıyor musunuz? Bilgisayar söz konusu olduğunda, her zaman bellek ekleme ya da daha büyük bir sabit sürücü edinme imkanı vardır. Elbette, belleğimize güveneceğiz; ama hem belleğimiz bizi bazen yanıltabilir, hem de beyinde karmaşa sorunlarıyla karşılaşabiliriz. Bu konuyla yakından ilgilenen Albert Einstein da şu sonuca varmıştır: “Kolay erişebileceğiniz bir şeyi ezberlemekle uğraşmayın.” Öyleyse, ne yapabilirsiniz?
İnsan beynine en yakın örnek bilgisayar olduğundan, beynin aşırı yüklenmesi sorununa çözüm bulmak için bilgisayarı kullanmak mantıklı bir yaklaşımdır. Ama önce, sorunu tam anlamak önemlidir. Bir bilgisayarın sabit sürücüsü çok dolduğunda, bazı nahoş durumlar yaşanabilir. İnsanlar da “programlandıklarından” daha fazla bilgi edinmeye ve daha fazla iş yapmaya kalkıştıklarında, benzer durumlar yaşanabilir:
Çok dolu bilgisayar ile çok dolu beynin karşılaştırılması
Bilgisayarlar, size hata mesajları verir. Biz ise hata yaparız; bir şey yapmayı unuturuz; işler “çığrından çıkmaya” başlar. Bilgisayarlar daha yavaş çalışır. Biz ise görev ve bilgileri daha uzun zamanda işleme sokarız; yavaşlarız; zihinsel ya da fiziksel olarak tembelleşiriz; yaratıcılığımızı yitiririz; verimsiz oluruz. Bilgisayarlar donar. Biz ise erteleriz; kararsız kalırız. Bilgisayarlar çöker. Biz ise stresli oluruz; sinir krizi geçiririz (aşırı durumlarda).
Çok dolu bir sabit sürücü için pek çok çözüm bulunabilir. Aynı çözümler, çok dolu bir zihne de uygulanabilir. Aşağıda, insanların bilgisayarlardan ödünç alabilecekleri beş etkili teknik sıralanmaktadır:
1. Sistemi yeniden yükleyin.
Çok fazla hata mesajı alıyorsanız ya da bilgisayarınız yavaş çalışıyorsa, bazen basitçe “yeniden çalıştırmak” ya da “sistemi yeniden yüklemek” işe yarayabilir. Aynı teknik, insanlar için de kullanılabilir. Kimi zaman işyükü altında ezildiğinizi hissettiğinizde, yapabileceğiniz en iyi şey ara vermektir. Yürüyüşe çıkın. Sakinleştirici bir iş ya da çalışmak için farklı bir mekan bulun. Beyninizde önemli bir “gerginlik” hissediyorsanız, tatile çıkma zamanı gelmiş olabilir.
2. Gereksiz dosyaları silin.
Bilgisayarda, gereksiz dosyaları çöpe göndererek boş alan yaratabilirsiniz. Zihinsel sabit sürücünüzdeki bütün o “gereksiz dosyalar” ne olacak? “Yapmanız gerektiğini” düşündüğünüz ama aslında hiç yapmak istemediğiniz ya da yapmaya ihtiyaç duymadığınız işleri yapmayı kendi kendinize hatırlatıyor musunuz? Tatil fotoğraflarınızı bir albüme yerleştirmek, kitaplarınızı alfabetik sıraya sokmak, tatil kartları göndermek gibi? Bu tür hatırlatmalarla, yalnızca aşırı yüke suç atmakla kalmazsınız; bütün bu ilgisiz işler, değerli zihinsel mülkten de çalar. Kendinize bir iyilik yapın ve bunları silin.
3. Yardım masasını arayın.
Bilgisayarınızda önemli bir sorun olduğunda, her zaman bir yardım masasını arayabilirsiniz. Aynı şey, zihinsel aşırı yük olduğunda da geçerlidir. Mümkün olan her fırsatta yetki verin. İşyerinde kimseyi yönetmiyor musunuz? Beş yaşın üzerinde biriyle yaşıyorsanız, evde hemen her zaman daha fazla yetki verebilirsiniz.
4. Yükleyin.
“Saklanması gereken” ama sabit sürücünüzde durmasına gerek olmayan pek çok dosya, bir diske yüklenebilir. Zihninizdeki “Yapılacaklar” listesini diske yükleyemeyebilirsiniz (en azından şimdilik!); ama onu aklınızdan çıkarıp kağıda dökerek aynı etkiyi yaratabilirsiniz. Zihninizi aşırı yüklemeden korumanın yolu, ilk etapta, birden ortaya çıkan fikirleri anında bir yere yüklemektir. Başka bir deyişle, “düşünceleri mürekkeple anlatmaktır”.
Zihinsel sabit sürücünüz fazlasıyla doluysa, komple bir Beyin Boşaltma ile başlamak isteyebilirsiniz. Beyin Boşaltma, iş ve özel yaşamlarınızda yapmaya ihtiyaç duyduğunuz ya da yapmak istediğiniz her şeyi zihninizden tamamen boşalttığınız bir alıştırmadır. Büyük ya da küçük. Şimdi yapmanız gereken şeyler; hemen şimdi incelemeye vakit bulamadığınız ama ne yazık ki zihinde değerli bir alanı işgal eden şeyler.
Tam anlamıyla yükleme yapabilmek için, en az 30 dakikanızı ayırmalısınız. Süreç içinde bir noktada, “bunalım duvarı”na çarpabilirsiniz. Yapmanız gerekenlerin miktarını görmek, umutsuzluk içinde kalemi bırakmayı istemenize yol açabilir. Ama bu duvarı aşıp yazmaya devam ederseniz, sonunda iyi çalışan bir bilgisayarın avantajlarına sahip olursunuz: bilginin daha hızlı işlenmesi, daha az hata, yardım masasını aramak için daha az gereksinim duyulması ve sisteminizin çökme riskinin büyük ölçüde azalması.
Tam bu noktada, insanların bilgisayara göre kesin bir avantajı vardır. Beynimizi ara sıra bir yere boşaltmak, daha az erteleme, daha fazla yaratıcılık ve çatlaklardan hiçbir sızıntı olmayacağını bilmenin huzuru gibi bazı ek yararlar sağlar.
5. Birleştirin.
Bilgisayardaki birleştirme işlevi, dosyaları yeniden düzenleyerek programlarınızın daha hızlı çalışmasını sağlar. Yükleme listenizdeki “dosyalar” karmakarışık bir “Yapılacaklar” listesidir. Önce bunları uygun kategorilere ayırarak listenizi “birleştirmek” isteyeceksiniz. Örneğin, iş projeleri ile ev projeleri, belli bir günde yapmanız gereken işler ile belli bir güne kadar yapılması gereken işler, vb.
Daha sonra, listenizdeki işleri öncelik sırasına koyarak genel bir bakış açısı oluşturun. Ne de olsa, köpeğinize tasma almak ile stratejik plan geliştirmek, yan yana durmamalı. Listenizi ayıklayıp her maddeyi uygun bir öncelik “dosya”sına yerleştirme şeklindeki bu basit süreç, işleri inanılmaz özgürleştirir.
Son olarak, bilgisayardaki birleştirme işleminde sürücünün hatalara karşı kontrol edilmesi gibi, aktivitelerinizi düzenlemek için zaman harcamak da çatlaklarda hiçbir sızıntı olmamasına yardım eder!
Bugünün dünyasında, zihnin aşırı yüklenmesi, yaşamın bir gerçeğidir. Neyse ki, bilgisayar dünyasındaki bazı basit teknikleri kullanarak çok dolu bir beynin pahalıya mal olabilecek bazı sonuçlarından kaçınabilirsiniz!
Ana Sayfaya Dön >